Kamulaştırmasız el atma nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti AİHM tarafından mahkum edilmiştir.

Av.Tevrat DURAN
Av.Tevrat DURAN

Maalesef bir Türkiye gerçeği haline gelen “kamulaştırmasız el atma” yani “herhangibir bedel ödemeksizin devletin vatandaşın özel mülküne fiilen el koyması” nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti devletimiz Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nce tazminata mahkum edilmiştir. İç hukuk sistemimizin yasa ve yasanın uygulanma şekline göre varolan adaletsizliği gidermeye  yeterli olmaması AİHM’e müracaatı giderek mecbur kılmıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

2.Dairesi
Esas: 2003/33294
Karar: 2013/
Karar Tarihi: 24.09.2013
AYANGİL VE DİĞERLERİ – TÜRKİYE DAVASI

 

(AİHS. m. 1, 34, 41, 44) (AYANGİL VE DİĞERLERİ – TÜRKİYE DAVASI) (BRUMARESCU V. – ROMANYA KARARI) (KOZACIOĞLU – TÜRKİYE DAVASI) (YETİŞ VE DİĞERLERİ – TÜRKİYE DAVASI) (DESDE – TÜRKİYE DAVASI) (USTA VE DİĞERLERİ – TÜRKİYE DAVASI)

(Başvuru no. 33294/03)

KARAR

(Adil tazmin)

STRAZBURG

24 Eylül 2013

Ayangil ve Diğerleri / Türkiye davasında,

Başkan

Guido Raimondi,

Yargıçlar

Danute Jociene,

Dragoljub Popovic,

András Sajó,

Işıl Karakaş,

Paulo Pinto de Albuquerque,

Helen Keller ve Daire Yazı İşleri Müdürü Stanley Naismith’in katılımıyla Daire şeklinde toplanan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (İkinci Bölüm), 3 Eylül 2013 tarihinde kapalı oturumda gerçekleştirilen müzakerelerin ardından aynı tarihte kabul edilen aşağıdaki kararı almıştır:

USUL

1. Davanın temelinde, 2 Eylül 2003 tarihinde Türk vatandaşları Bayan Fidan Ayangil, Bayan Fatma Ayangil, Bay Mehmet Ayangil ve Bayan Vildan Tatlı (Ayangil) (“başvuranlar”) tarafından, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme’nin (“Sözleşme”) 34. maddesi gereğince, Mahkeme’ye Türkiye Cumhuriyeti aleyhinde yapılan bir başvuru (no. 33294/03) bulunmaktadır.

2. Mahkeme 6 Aralık 2011 tarihinde verdiği kararda (“esas karar”) başvuranların mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme haklarına yapılan müdahalenin ve başvuranlara herhangi bir tazminat verilmemesinin, mülkiyetin korunması ve kamu menfaatinin gereklilikleri arasında sağlanması gereken dengeyi başvuranların aleyhine olacak şekilde sağlamadığına ve bu durumun Sözleşme’nin 1 No’lu Protokolü’nün 1. maddesini ihlal ettiğine karar vermiştir (bk. Ayangil ve Diğerleri / Türkiye, no. 33294/03, § 55, 6 Aralık 2011).

3. Başvuranlar Sözleşme’nin 41. maddesi uyarınca, yapılan müdahale ve kendilerine tazminat verilmemesinden dolayı maruz kaldıkları zarar açısından adil tazmin talep etmişlerdir.

4. Sözleşme’nin 41. maddesinin uygulanmasına ilişkin husus, karar açısından hazır olmadığından; Mahkeme bu hususta vereceği kararı saklı tutmuştur. Hükümet ve başvuranları üç ay içerisinde söz konusu husus hakkında yazılı görüş sunmaya ve özellikle Mahkeme’yi varabilecekleri herhangi bir anlaşmadan haberdar etmeye davet etmiştir (bk. aynı kararda, § 59 ve hüküm bölümünün 3. maddesi).

5. Başvuranlar ve Hükümet, Mahkeme’ye söz konusu davaya ilişkin görüşlerini sunmuştur.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME

6. Sözleşme’nin 41. maddesi şunu öngörmektedir:

“Eğer Mahkeme bu Sözleşme ve Protokollerinin ihlal edildiğine karar verirse ve ilgili Yüksek Sözleşmeci Tarafın iç hukuku bu ihlalin sonuçlarını ancak kısmen ortadan kaldırabiliyorsa, Mahkeme, gerektiği takdirde, zarar gören taraf lehine adil bir tazmin verilmesine hükmeder.”

A. Tazminat

1. Tarafların beyanları

(a) Başvuranlar

7. Başvuranlar maddi tazminata ilişkin olarak 350,000 avro talep etmişlerdir. Bu kapsamda, bir emlak şirketinden bazı uzmanların hazırladığı, 14 Nisan 2008 tarihli değerleme raporuna dayanmışlardır. Bu rapora göre, yetkililerin fiilen el koyduğu bu arsanın piyasa değeri 540,000 Türk lirasıdır (ilgili zamanda yaklaşık 270,000 avro). Başvuranlar aynı değerleme raporuna atıfta bulunarak, arazinin konumu dikkate alındığında, yedi katlı bir apartman binası inşa edilebileceğini ve bu dairelerin satılmasıyla 430,000 avro kazanabileceklerini ileri sürmüşlerdir.

8. Başvuranlar ayrıca kendilerinin ve bu sorunu çözmek için 1968’den bu yana mücadele eden babalarının yaşadıkları stres ve sıkıntı için manevi tazminat olarak 200,000 avro talep etmişlerdir.

(b) Hükümet

9. Hükümet, başvuranların talep ettikleri miktarların, özel bir şirket tarafından yapılan değer biçme işlemine dayalı olmasından dolayı, nazari ve aşırı olduğunu ileri sürmüştür. Bu şirket tarafından hazırlanan değerleme raporu yasal olarak bağlayıcı değildir. Bazı öznel faktörlerin, özel şirketin araziye değer biçmesi üzerinde etkili olması ihtimali yüksektir.

10. Hükümet başvuranların babası tarafından Ankara’daki Çankaya Belediyesi’ne bağlı tapu dairesine 19 Mart 2012 tarihinde sunulan emlak vergisi beyannamesine atıfta bulunmuştur. Başvuranların babası sunduğu beyannamede, söz konusu mülkün gerçek değerinin 108,184,56 TL (yaklaşık 46,000 avro) olduğu bildirilmiştir. Bu nedenle Hükümet Mahkeme’nin, başvuranlara maddi tazminat ödenmesine hükmederken bu miktarı aşmamasını talep etmiştir.

2. Mahkeme’nin değerlendirmesi

11. Mahkeme, ihlal tespit ettiği bir kararın, davalı Devlet’e, ihlale son vermesine ve durumu mümkün olduğunca ihlalden önceki haline geri getirecek şekilde sonuçların tazmin edilmesine yönelik yasal bir yükümlülük yüklediğini yineler (bk. Brumarescu / Romanya (adil tazmin) (BD), no. 28342/95, § 19, AİHM 2001-I).

12. Bir davaya taraf olan Sözleşmeci Devletler, ilke olarak, Mahkeme’nin ihlal tespit ettiği bir karara uyacakları yöntemi seçmekte özgürdürler. Kararın icra edilme yöntemine ilişkin bu takdir yetkisi, Sözleşmeci Devletlerin 1. madde kapsamında güvence altına alınan hak ve özgürlükleri korumaya ilişkin temel yükümlülüğüyle ilgili seçim yapma özürlüğünü yansıtır. İhlalin mahiyetinin eski halin iadesine izin vermesi durumunda, bunu uygulama yükümlülüğü davalı Devlet’e aittir. Ancak, ulusal hukukun ihlalin sonuçlarına yönelik olarak tazminat hakkı tanımaması veya kısmen tanıması halinde; 41. Madde Mahkeme’ye, zarar gören tarafa bu tür bir tazminatı uygun olacak şekilde sağlama yetkisini tanır (bk. Papamichalopoulos ve Diğerleri / Yunanistan (50.madde), 31 Ekim 1995, § 34, Seri A no. 330-B).

13. Mahkeme esas kararda, başvuranların Türk mahkemeleri nezdinde tazminat davası açmalarına rağmen, arazilerinin bir kısmına el konulmasına ve konutlarının kullanımına sınır getirilmesine ilişkin olarak herhangi bir tazminat alamadıklarını tespit etmiştir. Bu nedenle mevcut davanın koşullarında, söz konusu maddi kayba ilişkin olarak tazminata hükmedilmesi, başvuranlar açısından en uygun adil tazmin biçimi olacaktır.

14. Bu bağlamda Mahkeme, tespit edilen ihlalin temelinde, başvuranların mülkiyetlerine saygı gösterilmesini isteme haklarına yapılan müdahalenin hukuka aykırı olmasından ziyade, tazminata hükmedilmemiş olmasının bulunması durumunda, tazminat ihtiyacının mülkiyetin tam değerini yansıtmadığını yineler (bk. I.R.S. ve Diğerleri / Türkiye (adil tazmin), no. 26338/95, §§ 23-24, 31 Mayıs 2005; Scordino /İtalya (no. 1) (BD), no. 36813/97, §§ 254-259, AİHM 2006-V; ve Stornaiuolo /İtalya, no. 52980/99, §§ 82-91, 8 Ağustos 2006). Bu nedenle Mahkeme; başvuranların arazilerinin bir kısmına el konulmasına, kullanım kısıtlamasına ve evlerinin değerinin düşmesine ilişkin olarak tazminat almaya yönelik meşru beklentilerini karşılayacak bir miktar belirlemenin uygun olduğu kanısındadır.

15. Bu nedenle Mahkeme, başvuranların 350,000 avroluk zararını belirten bir bilirkişi raporu sunduklarını kaydeder (bk. yukarıda paragraf 7). Hükümet, bu değerlendirmeye itiraz etmiştir ve Mahkeme’yi başvuranların babası tarafından yapılan emlak vergisi beyannamesindeki miktara, diğer deyişle 46,000 avroya dayanmaya davet etmiştir (bk. yukarıda paragraf 10). Aşağıdakiler ışığında Mahkeme, başvuranlar ve Hükümet tarafından önerilen miktarlar arasında büyük bir farklılık olduğunu gözlemlemektedir.

16. Mahkeme kendisini yerel mahkemelerin tespit ettiği bulgularla sınırlı görmemesine rağmen, başvuranlara ödenmesine hükmedilecek tazminat miktarını belirlemek amacıyla, bulgularını yerel mahkemelerin yaptığı değerlendirmelere dayandırmayı uygun bulmaktadır. (bk, gerekli değişikliklerle, Kozacıoğlu / Türkiye (BD), no. 2334/03, § 85, 19 Şubat 2009). Bu bağlamda, Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi’nin verdiği 23 Mayıs 2011 tarihli kararla, başvuranlara maruz kalınan zarar için 99, 976, 950, 917 Türk lirası (ilgili zamanda 104,525 avroya eşdeğer) ödenmesine hükmettiğini kaydeder (bk. esas kararın 14. paragrafı)

17. Mahkeme, hak düşürücü süreyi, enflasyon etkilerini dikkate alarak ve Türkiye Cumhuriyeti Merkez bankası tarafından kullanılan faizi de kapsayan enflasyon hesaplama işlemi doğrultusunda (http://www.tcmb.gov.tr/), (bk. Yetiş ve Diğerleri / Türkiye, no. 40349/05, §§ 27 ve 74, 6 Temmuz 2010), yukarıdaki miktarın yaklaşık 180,000 avroya eşdeğer olan 425,000 Türk lirasına karşılık geleceğini tespit etmiştir.

18. Mahkeme sonuç olarak, başvuranlara maddi tazminata ilişkin olarak müştereken 180,000 avro ödenmesine hükmeder.

19. Başvuranların manevi zararlarına ilişkin tazminat talepleri hususunda Mahkeme, davanın olayları ve hakkaniyet temelindeki hükmü göz önünde bulundurarak; miktara eklenebilecek vergiler hariç olmak üzere, başvuranların her birine 1,000 avro, toplam olarak ise 4,000 avro ödenmesine hükmeder (bk. Scordino /İtalya (no. 1), yukarıda alıntılanan, § 278).

B. Masraf ve Harcamalar

20. Başvuranlar, Türk mahkemeleri önünde gerçekleşen yargılamalar sırasında ortaya çıkan masraf ve harcamalara ilişkin olarak 2,500 avro talep etmişlerdir. Bu kapsamda, yerel mahkemelere çeşitli miktarların ödendiğini kanıtlayan faturalar sunmuşlardır.

21. Hükümet talep edilen miktarların dayanaksız ve aşırı olduğunu ileri sürmüştür.

22. Mahkeme’nin içtihatlarına göre, başvuranın masraf ve harcamalarını geri alabilmesi için, söz konusu masraf ve harcamaların fiilen ve gerekli olduğu için yapılmış olduğunun belgelenmesi ve makul miktarda olması gerekmektedir.

23. Mevcut davada yukarıdaki kriterler dikkate alındığında (bk. Desde / Türkiye, no. 23909/03, § 147, 1 Şubat 2011) Mahkeme, yerel mahkemeler nezdindeki yargılamalara yönelik masraf ve harcamalara ilişkin talepleri reddeder. Ayrıca, başvuranların Mahkeme önünde gerçekleşen masraf ve harcamalar hususunda nicel bir talepte bulunmamasından dolayı, Mahkeme bu kapsamda herhangi bir miktara hükmetmemektedir (bk. Usta ve Diğerleri / Türkiye, no. 57084/00, § 76, 21 Şubat 2008).

C. Gecikme faizi

24. Mahkeme, gecikme faizi olarak Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranın uygun olduğuna karar verir.

İŞBU GEREKÇELERLE MAHKEME OY BİRLİĞİYLE,

1. (a) Davalı Devlet tarafından, başvuranlara, Sözleşme’nin 44 § 2 maddesi uyarınca, kararın kesinleştiği tarihten itibaren üç ay içinde; ödeme tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk lirasına çevrilmek üzere aşağıdaki miktarların ödenmesine:

(i) Maddi tazminata ilişkin olarak, ödenmesi gereken vergiler hariç olmak üzere 180,000 avro (yüz seksen bin avro);

(ii) Manevi tazminata ilişkin olarak, ödenmesi gereken vergiler hariç olmak üzere 4,000 avro (dört bin avro);

(b) Yukarıda bahsi geçen üç aylık sürenin bittiği tarihten itibaren, ödeme gününe kadar, Avrupa Merkez Bankası’nın kısa vadeli kredilere uyguladığı marjinal faiz oranına üç puan eklemek suretiyle elde edilecek oranda, yukarıda bahsedilen miktara basit faiz uygulanmasına;

2. Başvuranların adil tazmine ilişkin diğer taleplerini reddetmeye;

Karar verir.

İşbu karar, İngilizce olarak tanzim edilmiş ve Mahkeme İç Tüzüğü’nün 77 §§ 2 ve 3 maddesi uyarınca 23 Temmuz 2013 tarihinde yazılı olarak tebliğ edilmiştir. (¤¤)

Sinerji Mevzuat ve İçtihat Programı

avtevrat

Av.Tevrat DURAN- İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1999 mezunudur. Adres: İkitelli-Atatürk Mah. Güner Sok. No:1 Teknikyapı Metropark B1 Kule Kat:36 D:295 Küçükçekmece-İSTANBUL GSM: 0553 254 81 34

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir