Gerçek ücret üzerinden tazminat hesabında ‘Emsal ücret araştırması’nın hukuki fonksiyonu

Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığına şahit olmaktayız. Bu durumda mahkemede tazminat hesabı yapılması aşamasında işçinin gerçek ücretinin ne olduğunun tespiti önem kazanır.

Bu halde davalarda ; İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları  ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırıldıktan sonra işçinin gerçek defacto ücreti mahkemece belirlenmektedir. 

Bu durumda işçinin tazminatı bordroda ya da SGK’daki rakam (ki çoğu zaman asgari ücret düzeyinde olmaktadır) üzerinden değil gerçek aldığı ücret üzerinden hesaplanmakta hak kaybına engel olmaktayız. Hukuki sürecin uzman iş hukuku avukatınız eliyle yürütmenizde sizin için büyük yarar vardır. Örnek bir Yargıtay kararını sizinle paylaşmak istiyorum. 24.6.2015

AV. TEVRAT DURAN,İstanbul


 

İlgili Kanun / Madde 4857 S.İşK/32

T.C YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİ

Esas No. 2009/12319

Karar No. 2011/12136

Tarihi: 21.04.2011 

ÜCRET ARAŞTIRMASI  SENDİKALARDAN EMSAL ÜCRETİN SORULMASININ GEREKMESİ

ÖZETİ: Somut olayda mahkemece davacı tanıklarının beyanlarına itibar edilmeyerek Ankara Ticaret Odası, Ankara Lokantacılar ve Kebapçılar Köfteciler Esnaf Odasına müzekkere yazılarak emsal ücret araştırması yapılmıştır. Her iki Oda tarafından verilen cevaplarda asgari ücret alabileceği, taraflar arasındaki anlaşmaya göre ücretin değişebileceği ifade edilmiştir. Bu yazı cevapları kesin ücret seviyesini belirlememektedir. Davalı işyerinde çalışan ve davacı ile aynı işi yapan işçilerin açtıkları davalar Dairemizin 2008/6550 K ve 2011 /6545 K sayılı ilamları ile onanmış olup verilen kararlarda ücret seviyesinin asgari ücretin üzerinde olduğu tespit edilmiştir. Bu nedenle davacının yaptığı iş, kıdemi ve unvanı yazılacak müzekkerede belirtilmek kaydıyla ilgili sendika başkanlığından fesih tarihi itibariyle ücreti sorularak gelecek cevap tüm dosya kapsamı ile bir değerlendirmeye tabi tutularak ayrıca davalının, iddia edilen ücrete itirazının da bulunmadığı gözetilerek sonuca gidilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır.

DAVA: Davacı, ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, isteği kısmen hüküm altına almıştır. Yargıtay Kararları 444 Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi Ş.Kırmaz tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Davacı işçi aşçıbaşı olarak aylık net 742 TL ücretle çalıştığını ileri sürerek işçilik alacaklarının bu ücretten hesaplanarak hüküm altına alınmasını istemiştir. Davalı işverenin ücrete yönelik bir beyanı olmamıştır. Mahkemece davacı tanıklarının davalı işveren aleyhine davalarının bulunduğu gerekçesiyle ücret konusundaki ifadelerine itibar edilmemiş, Ankara Ticaret Odası, Ankara Lokantacılar ve Kebapçılar Köfteciler Esnaf Odasından verilen cevaplara itibar edilerek davacının asgari ücretle çalıştığı kabul edilmiştir.

 

Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir. 1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2. Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır. 4857 sayılı İş Kanununda 32. maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır. Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine; dönemlere uyularak ödenmelidir. 4857 sayılı İş Kanununun 32. maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.

İş sözleşmesinin tarafları, asgari ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323. maddesinin 2.fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçiler o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir. 4857 sayılı İş Kanununun 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin Yargıtay Kararları 445 muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusunun mahkemece resen araştırılması gerekmekle, mahkemenin belgeye değer vermeden önce muvazaa şüphesini ortadan kaldırması ve kendiliğinden gerekli araştırmaya gitmesi gerekir(Yargıtay 9.HD. 23.9.2008 gün 2007/ 27217 E, 2008/ 24515 K.).

Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur. Asıl sorun, yasal yükümlülüğe ve cezai yaptırıma rağmen 8. ve 37. madde hükümlerine aykırı şekilde belgelerin hiç verilmemesi noktasında ortaya çıkar. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı İş Kanununun 8 ve 37. maddelerinin işverene bu konuda bazı yükümlülükler de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, İş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümüne yardımcı nitelikte olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmiş olması, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır.

Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında taraflar delillerinin değerlendirilmesi sırasında, işverence düzenlenmesi gereken bu tür belgelerin düzenlenmiş olup olmamasının da gözetilmesi gerekir. Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta pirimi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir. Somut olayda mahkemece davacı tanıklarının beyanlarına itibar edilmeyerek Ankara Ticaret Odası, Ankara Lokantacılar ve Kebapçılar Köfteciler Esnaf Odasına müzekkere yazılarak emsal ücret araştırması yapılmıştır. Her iki Oda tarafından verilen cevaplarda asgari ücret alabileceği, taraflar arasındaki anlaşmaya göre ücretin değişebileceği ifade edilmiştir. Bu yazı cevapları kesin ücret seviyesini belirlememektedir.

Davalı işyerinde çalışan ve davacı ile aynı işi yapan işçilerin açtıkları davalar Dairemizin 2008/6550 K ve 2011 /6545 K sayılı ilamları ile onanmış olup verilen kararlarda ücret seviyesinin asgari ücretin üzerinde olduğu Yargıtay Kararları 446 tespit edilmiştir. Bu nedenle davacının yaptığı iş, kıdemi ve unvanı yazılacak müzekkerede belirtilmek kaydıyla ilgili sendika başkanlığından fesih tarihi itibariyle ücreti sorularak gelecek cevap tüm dosya kapsamı ile bir değerlendirmeye tabi tutularak ayrıca davalının, iddia edilen ücrete itirazının da bulunmadığı gözetilerek sonuca gidilmesi gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi hatalıdır. 3- Davacı dava dilekçesinde fazla çalışma alacağına, ıslah dilekçesinde de ücret alacaklarına en yüksek mevduat faizi yürütülmesi talebinde bulunmuştur. Bu sebeple Mahkemece fazla çalışma ve genel tatil ücreti alacaklarına yasal faiz yürütülmesi de hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 21.04.2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.

171 defa okundu

avtevrat

Av.Tevrat DURAN- İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1999 mezunudur. Adres: İkitelli-Atatürk Mah. Güner Sok. No:1 Teknikyapı Metropark B1 Kule Kat:36 D:295 Küçükçekmece-İSTANBUL GSM: 0553 254 81 34

Sevebilirsin...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir