Araç Değişimi ve Bedel İadesi ile ilgili Ticaret Mahkemesi Kararları

Araç Değişimi ve Bedel İadesi ile ilgili Ticaret Mahkemesi Kararları 

  • Araçtaki ayıbın niteliği ile aracın sahibinin tüketici ya da ticari şirket olmasına göre uygulanacak kanunlar değişecektir. Ayıbın varlığı,kapsamı,ihbar ve muayene zamanı,külfeti,ıspat yükü tüketici için farklı şirket için farklıdır. Aşağıda ticari dava olarak görünen ayıplı araçla ilgili eski 818 sayılı BK dönemine ait karar paylaşıyorum.
  • Şu anda uygulanacak yasanın 6098 sayılı TBK olduğunu usul yasasının da değiştiğini hatırlatmak isterim. Yine 4077 sayılı tüketici yasası yerine 6502 sayılı yasanın meri olduğu özetle köklü değişiklikler geçiren mevzuata göre araç sahiplerinin haklarını ileri sürmeleri gerektiğinden hukuki destek almanızı tavsiye ederim. 1.2.2017

AV. TEVRAT DURAN,İstanbul

Ayıplı Araç Bedelinin İadesi Hakkında Emsal Karar

Ayıplı Araç Bedelinin İadesi Hakkında Emsal Karar

T.C YARGITAY Hukuk Genel Kurulu Esas: 2010 / 19-255 Karar: 2010 / 347 Karar Tarihi: 23.06.2010
ÖZET: Direnmeye konu ilk karar tarihi itibariyle satıma konu araç halen davacı alıcının elinde bulunmaktadır. Hakim kararıyla tarafların edimlerinin aynı anda ifası söz konusu olduğuna göre, asıl edim (borçlunun yükümlülüğü bakımından satım bedeline ilişkin para borcu) muaccel hale gelmeden, bu tarihten önce borçluyu temerrüde düşürmeye yönelik gönderilen ihtar, hukuki bir sonuç doğurmaya yeterli ve elverişli sayılamaz. Dolayısıyla, bu ihtar esas alınarak asıl edimin muaccel hale gelmediği bir dönemden başlamak üzere, temerrüt faizine de hükmedilemez.(818 S. K. m. 101, 182, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 200, 201, 202, 203) (1086 S. K. m. 438) (YHGK. 11.06.1997 T. 1997/11.-278 E. 1997/529 K.) (YHGK. 31.03.2004 T. 2004/12-163 E. 2004/184 K.) (YHGK. 18.11.2009 T. 2009/21-435 E. 2009/544 K.)

Dava ve Karar: Taraflar arasındaki <Alacak> davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Beyoğlu 2. Asliye Ticaret Mahkemesince <davanın kabulüne> dair verilen 23.07.2008 gün ve 2007/86 E. – 2008/284 K. sayılı kararın incelenmesi davalı ve ihbar olunan vekillerince istenilmesi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 04.06.2009 gün ve 2008/11233 E.-2009/5285 K. sayılı ilamıyla;

(…Davacının davalı M…Tic. A.Ş.’den 16.08.2006 tarihinde 2007 model O km M… otomobili 152.446.00 YTL’ye satın aldığı konusunda uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Dava, ayıplı çıkan araç nedeni ile satım sözleşmesinin feshi, aracın iadesi ve satış bedelinin satış tarihinden itibaren faizi ile tahsili istemine ilişkindir.

Davalı M…Tic. A.Ş. vekili, araçta ayıp ve kusur bulunmadığı, süresinde bir ayıp ihbarı da yapılmadığı, ayıbın gizlendiği yada aynı arızaların tekrarlandığı yolundaki iddianın gerçek dışı olduğunu, arızaların garanti kapsamında giderildiğini belirterek davanın reddini istemiştir.

Dava ithalatçı firma M… Benz Türk A.Ş.’ye de ihbar edilmiş, ihbar edilen şirket vekili de davanın reddini istemiştir.

Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davalının her arızada parça değişimi veya bakım yaparak davacıyı mevcut ayıp nedeni ile oyaladığından ve gerekse davanın açıldığında iki yıllık garanti süresi dolmadığından davalının zamanaşımı def’inin reddine, davacının B.K.’nun 202/1. maddesi hükmü doğrultusunda sözleşmeyi fesih ile ödediği parayı talep etme hakkının doğduğu, bu nedenle davanın kabulüne aracın davalı adına tescilinin sağlanıp fiilen davalıya teslim şartı ile 152.446.00 YTL alacağın temerrüt tarihi 27.02.2007 tarihinden itibaren değişen oranda avans faizi ile davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm davalı vekili ile müdahil vekili tarafından temyiz edilmiştir.

1- Dosyadaki yazılara kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere ve özellikle garanti şartlarında da belirttiği gibi garanti süresi içinde kalmak kaydıyla bir yıl içinde aynı arızanın ikiden fazla tekrarlanmış olmasına, mahkemenin bedel indirimi yerine sözleşmenin feshi ile ödenen bedelin talep edilme koşulunun gerçekleştiğinin kabulünde bir isabetsizlik bulunmasına göre temyiz edenler vekillerinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.

2- Temyiz eden vekilinin faizin başlangıç tarihine yönelik temyizine gelince, yerel mahkeme kararında davacı adına kayıtlı aracın davalı adına tescilinin sağlanıp fiilen davalıya teslim edilmesi şartı ile davanın kabulüne karar verilmiş olmasına ve aracın da halen davacının elinde olduğu gözden kaçırılarak 23.02.2007 tarihini temerrüt tarihi olarak kabul edip bu tarihten itibaren faize hükmedilmesi doğru görülmemiştir.

Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle temyiz edenler vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenle hükmün davalılar yararına BOZULMASINA…)

gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.

Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve direnme kararının verildiği tarih itibariyle HUMK. nun 2494 sayılı Yasa ile değişik 438/II.fıkrası hükmü gereğince duruşma isteğinin reddine karar verilip dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava, ayıplı çıkan araç nedeni ile satım sözleşmesinin feshi, aracın iadesi ve satış bedelinin satış tarihinden itibaren faizi ile tahsili istemine ilişkindir.

Mahkemenin, davanın kabulüne dair verdiği karar, Özel Daire’ce yukarıda yazılı gerekçeyle oyçokluğuyla bozulmuştur.

Yerel Mahkemece, <Edimlerin aynı anda ifasına karar verilmiş olmasının, faizin başlangıç tarihinin belirlenmesine gerekçe yapılamayacağı, davalının iade etmediği paranın faizinden sorumlu olması gerektiği> gerekçesiyle <temerrüt faizine ilişkin olmak üzere> direnme kararı verilmiştir. Hükmü temyize davalı ve ihbar olunan vekilleri getirmiştir.

I) İhbar olunan vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesinde;

İhbar olunanın davada taraf sıfatı bulunmadığı gibi, usulüne uygun bir şekilde davaya müdahalesi söz konusu olmadığından direnme hükmüne yönelik temyiz dilekçesinin reddi gerekir.

Bu nedenle yapılan ilk görüşmede ihbar olunan vekilinin temyiz dilekçesinin reddine oybirliği ile karar verilmiştir.

II) Davalı vekilinin temyiz itirazlarına gelince:

Dosyadaki mevcut belge ve delillerden anlaşıldığı üzere; davaya konu aracın davacı/alıcı Elitaş Kimyasal Maddeler Paz. İth. İhr. San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından 16.08.2007 tarihinde 2007 model ve sıfır (0) kilometre olarak 152.446,00 YTL’ye davalı/satıcı şirketten satın alındığı, aracın trafik tescilde davacı şirket adına kaydedildiği, anlaşılmaktadır.

Satın alınan aracın değişik tarihlerdeki arızası nedeniyle beş kez servise başvurulduğu halde, araçtan yeterli verimin alınamaması nedeniyle davacı/alıcı tarafından davalı/satıcı ile ihbar olunan ithalatçı şirkete hitaben noter aracılığıyla gönderilen 15.02.2007 tarihli ihtarname ile aynen; <Sayın Muhataplar, sonuç olarak, işbu ihtarnamenin tebliğinden itibaren 7 gün içinde, yetkili bayii M…Ticaret Türk A.Ş. tarafından satılan yukarıda nitelikleri belirtilen ve halen servisinizde bulunan ayıplı aracı iade etmeye hazır olduğumuzu, aracın ayıptan ari misli ile değiştirilmesini, bu mümkün değil ise satım sözleşmesini feshettiğimizi ve araç bedeli olan 152.446,00 YTL’nin ticari faizi ile birlikte tarafımıza iade edilmesini; aksi takdirde hukuki yollara başvuracağımızı ihtaren bildiririz…> şeklinde olup, söz konusu ihtarname her iki muhataba da, 19.02.2007 tarihinde tebliğ edilmiştir.

Diğer taraftan, satın alınan aracın birinci arızası nedeniyle 09.10.2006 tarihinde 5.882 kilometrede (km); ikinci arızası nedeniyle 01.11.2006 tarihinde 6.462 km’de; üçüncü arızası nedeniyle 24.01.2007 tarihinde 15.174 km’de servise başvurulduğu, yargılama aşamasında bilirkişi incelemesinin yapıldığı 11.02.2008 tarihinde 45.306 km’de; Özel Daire bozmasından sonra ilamın icrada infazı sırasında aracın icra müdürlüğünde yediemine teslimi olan 11.09.2009 tarihinde ise, 88.489 km’de olduğu, belirgindir.

Yerel mahkeme ile Yüksek Özel Daire arasında, gerek maddi olgunun gerçekleşme biçimi ve gerekse davanın ayıplı çıkan araç nedeni ile satım sözleşmesinin feshi olduğu, aracın davalı/satıcıya iadesi (tescil ve fiili teslimle) ve satım bedelinin ise, davacı/alıcıya aynı anda verilmesi, yani karşılıklı edimlerin aynı anda ifası gerektiği konusunda herhangi bir uyuşmazlık bulunmamaktadır.

Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu’nun önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda mahkeme kararında esas alınan (23.02.2007) temerrüt tarihinin ve bu tarihten itibaren temerrüt faizi hesaplanmasının yerinde olup olmadığı, noktasında toplanmaktadır.

Öncelikle taraflar arasındaki hukuki ilişkinin niteliği, temerrüt olgusu ve faiz kavramları ile bunların birbirleriyle olan ilişkilerinin açıklanmasında yarar vardır.

Satım sözleşmesi, 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (B.K.) 182 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.

B.K. 182/1.maddesinde düzenlenen satım sözleşmesiyle; alıcı satış bedeli olarak bir miktar para vermeyi borçlanır, satıcı ise satıma konu malı alıcıya teslim ederek mülkiyeti ona geçirme borcu altındadır. Satıcının belirtilen bu borçları yanında, ayıba karşı tekeffül ve zapta karşı tekeffül borçları da bulunmaktadır.

Ayıba karşı tekeffül borcu, satıcının mülkiyeti geçirme borcunun tamamlayıcısıdır. Çünkü satımda alıcının amacı, istediği maksat için kullanabileceği, yararlı bir malın mülkiyetine sahip olmaktır. Satıcı, malın değerini veya yararını azaltan eksikliklerin bulunmadığını ayrıca garanti etmese bile; bu borç kanunen mevcuttur. Bu nedenle satıcının bu borcunu kanuni bir borç olarak nitelendirmek mümkündür (Tandoğan, H.:Borçlar Hukuku (Özel Borç İlişkileri), 4.Bası, Cilt I/1, Ankara 1985, s.163; Yavuz, C.: Türk Borçlar Hukuku Özel Hükümler, İstanbul 1996, s.91).

Ayıba karşı tekeffül borcunun, B.K.’nun 194 ila 201 maddeleri arasında belirtilen koşullarının gerçekleşmesiyle, alıcı B.K.’nun 202 vd. maddeleri kapsamında kendisine tanınan seçimlik haklarını satıcıya karşı kullanabilecektir

Gerçekten Borçlar Kanununun <Bey’in feshi yahut semenin tenzili> başlığını taşıyan 202.maddesinde:

<Bayiin tekeffülü altındaki mebiin ayıbı anlaşıldığı zaman müşteri muhayyerdir. Dilerse mebii redde hazır olduğunu beyanla bey’in fesh edilmesini, dilerse mebii alıkoyup kıymetinin noksanı mukabilinde semenin tenzil olunmasını dava eder.

Hakim, müşterinin mebii ret davası üzerine hal icabı bey’in feshini muhik göstermiyorsa semenin tenzili ile iktifa edebilir.

Kıymetinin noksanı mebiin semenine müsavi ise müşteri ancak bey’in feshini talep edebilir.>

hükmü yer almaktadır.

Buna göre, satıma konu mal satıcıyı sorumlu kılacak şekilde ayıplı ise, alıcı satım sözleşmesini feshedebileceği gibi satım bedelinin indirilmesini de isteyebilecektir.

Diğer taraftan, B.K.’nun.203.maddesine göre de, misli mal satımında, alıcıya, yukarıda sayılan haklara ek olarak, satılanın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini talep hakkı da tanınmaktadır.

Borçlar Kanunu’nun 202.maddesinde satımın feshinden bahsedilmekle birlikte buradaki fesihi, <dönme> olarak anlamak gerekir.

Satım sözleşmesinden dönme beyanı, bozucu yenilik doğuran bir hak niteliğinde olup, bir irade açıklaması olarak, satıcıya vardığı anda hükümlerini doğurur ve sözleşmeyi geçmişe etkili olarak ortadan kaldırır.

Dönme üzerine sözleşmenin geçmişe etkili olarak ortadan kalkmasının doğal bir sonucu olarak, tarafların edimlerinin karşılıklı olarak aynı anda ifası gerekir.

Gerçekten, yerel mahkeme satım sözleşmesinin feshinin haklı olduğunu saptamakla birlikte, tarafların edimlerinin aynı anda ifasına da, karar vermiştir.

Dolayısıyla davacı/alıcı elindeki aracı, davalı/satıcıya fiilen teslim ve tescil şartı ile satım bedelini alabilecektir.

Durum bu olunca, davalı/satıcının borçlu temerrüdünün gerçekleşip gerçekleşmediği de, irdelenmelidir:

Borçlar Kanununda borçlu temerrüdü tanımlanmamış olmakla birlikte, B.K. 101 vd. maddelerinde sadece şartları ve sonuçları düzenlenmiştir.

Borçlunun temerrüdü, ifası mümkün bir borcun borçlu tarafından yasal bir engel bulunmamasına rağmen zamanında ifa edilmemesidir.

Borçlu temerrüdünün gerçekleşebilmesi için, ifanın mümkün olması, borcun muaccel hale gelmesi ve uygun bir ihtar ile birlikte, alacaklının temerrütte bulunmaması ve borçlunun, kendisine ifadan kaçınma yetkisi veren bir def’i ileri sürmemiş olması gerekir.

Diğer taraftan, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü bakımından B.K.106/I’e göre, alacaklının borçluya ifa için ek bir süre vermesi de, gerekir.

Yukarıda da belirtildiği üzere, alıcı kendi edimini yerine getirmeden karşı tarafın edimini yerine getirmesini isteyemez. Aksi takdirde, karşı tarafın (satıcının) ödemezlik def’i ile karşılaşma riski doğar.

Yeri gelmişken, temerrüt faizi hakkında kısa ve genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır.

Uygulama ve öğretide baskın görüş olarak, temerrüt (gecikme) faizinin hukuki niteliği, borçlunun para borcunu zamanında ödememesi ve temerrüde düşmesi üzerine kanun gereği kendiliğinden işlemeye başlayan ve temerrüdün devamı müddetinde varlığını sürdüren, alacaklının zararın varlığını ve miktarını ve borçlunun kusurunu ispat zorunda kalmaksızın borçlunun ödediği ve miktarı yasalarla belirlenmiş asgari, maktu bir tazminat olduğu kabul edilmektedir. Bu tanımın aynı zamanda gecikme zammını da içerdiği bir gerçektir (Dr. Becker:İsviçre Medeni Kanunu Şerhi, Borçlar Kanunu, Fasikül IV, s.5 Dr. S. Özkök Çevirisi; A.Von Tuhr: Cilt 1-2, s.617, C. Edeğe Çevirisi; Nami Barlas:Para Borçlarının İfasında Borçlunun Temerrüdü ve Temerrüt Açısından Düzenlenen Genel Sonuçlar, Kazancı Hukuk Yayınları, İstanbul 1992, s.127 vd.; Oğuzman, K./Öz, T.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1995, s.373 vd.; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 11.6.1997 gün ve 1997/11 E.-278-529 K.; 31.03.2004 gün ve 2004/12-163 E.-184 K.; 18.11.2009 gün ve 2009/21-435 E. – 544 K. sayılı ilamları).

Belirtilmelidir ki, asıl edimin muaccel hale gelmemesi nedeniyle borçlu temerrüdünün gerçekleşmediği durumda, doğal olarak temerrüt faizine de, hükmedilemez.

Öyleyse, tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, karşılıklı edimlerin aynı anda ifasına karar verilmesi halinde, asıl edim niteliğindeki borçlunun para borcunun ifası muaccel hale gelmeden faiz de doğmayacak; dolayısıyla borçlu temerrüdü gerçekleşmeden, daha önceki bir tarihten başlayacak şekilde temerrüt faizine de, karar verilemeyecektir.

O halde, alıcı edimini yerine getirmesine rağmen (satıma konu aracı iade etmesi-somut olayda tescil ve fiili teslimle-), borçlunun (satıcının) para borcunu iade etmemesi durumunda, satıcının para borcunu iadesinde temerrüdü gerçekleşeceğinden temerrüt faizine de, malın iade tarihinden itibaren hükmedilmesi gerekir.

Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;

Mahkemece, ayıp nedeniyle davacı/alıcının elindeki satıma konu aracın, davalı/satıcı adına tescilinin sağlanıp fiilen teslim şartı ile 152.446,00 YTL (TL) satım bedeline temerrüt tarihi olan 27.02.2007 tarihinden itibaren değişen oranda avans faizi ile davalıdan alınıp, davacıya ödenmesine karar verilmiştir.

Davacı/alıcı satıma konu aracı davalı/satıcı adına tescilini sağlayıp, fiilen teslim borcu altındadır. Alıcının ediminin ifası karşılığında ise, davalı/satıcı satım bedelini ödemekle yükümlüdür.

Bu arada, direnmeye konu ilk karar tarihi itibariyle satıma konu araç halen davacı/alıcının elinde bulunmaktadır.

Görüldüğü üzere, hakim kararıyla tarafların edimlerinin aynı anda ifası söz konusu olduğuna göre, asıl edim (borçlunun yükümlülüğü bakımından satım bedeline ilişkin para borcu) muaccel hale gelmeden, bu tarihten önce borçluyu temerrüde düşürmeye yönelik gönderilen ihtar, hukuki bir sonuç doğurmaya yeterli ve elverişli sayılamaz.

Dolayısıyla, bu ihtar esas alınarak asıl edimin muaccel hale gelmediği bir dönemden başlamak üzere, temerrüt faizine de, hükmedilemez.

Hukuk Genel Kurulu’ndaki görüşmelerde bu konu tartışılmış, azınlıkta kalan görüş sahipleri;

<Davacı/alıcının, davalı/satıcıya gönderdiği ihtarnamenin tebliğ edildiği 19.02.2007 tarihinde taraflar arasındaki satım sözleşmesinin feshedildiği, davacı/alıcı, ayıplı aracı teslime hazır olduğunu belirtip, sözleşmenin feshi ile satım parasının iade edilmesini istemesine karşın, ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren tanınan yedi (7) günlük sürenin sonuna denk düşen 27.02.2007 tarihinde davalı/satıcının edimini yerine getirme yönünde bir davranışı olmaması ve olumsuz tutumu nedeniyle temerrüt olgusunun 27.02.2007 tarihinde gerçekleştiği ve bu tarihten itibaren satım parasına temerrüt faizinin yürütülmesi gerektiği,> belirterek, aynı gerekçeye dayalı yerel mahkeme kararının yerinde olduğunu bildirmişlerse de çoğunluk bu görüşe katılmamıştır.

O halde, Hukuk Genel Kurulu’nca da, benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

Sonuç: 1) Yukarıda (I) nolu bentte gösterilen nedenden dolayı ihbar olunan vekilinin temyiz dilekçesinin REDDİNE, 16.06.2010 tarihinde oybirliği ile,

2) Yukarıda (II) nolu bentte belirtilen nedenlerden dolayı davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı H.U.M.K.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, 23.06.2010 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)

avtevrat

Av.Tevrat DURAN- İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1999 mezunudur. Adres: İkitelli-Atatürk Mah. Güner Sok. No:1 Teknikyapı Metropark B1 Kule Kat:36 D:295 Küçükçekmece-İSTANBUL GSM: 0553 254 81 34

You may also like...

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir